4 Mrz

Edebiyat Burada 2019

4 Mart 2019, Carşam­ba

Safiye Can yazdı: İki Yarım İki Tam

Almanca aslından çeviren: Menekşe Toprak
Safiye Can

Yazar: Safiye Can Kat­e­gori: Çeviri, Öykü

Erkek olsam, diy­o­rum bazen, bıyık ya da üç gün­lük bir sakal bırakır, favo­riler­i­mi de abartılı bir şek­ilde uza­tırdım ve par­alı biri olmam halinde Mus­tang markası bir ara­ba kul­lanırdım. Ama erkekken de param olmazdı.  Hem son­ra diye ekliy­o­rum, erkek olsam kesin­lik­le boş kafalı dişilere yavrum diye hitap ederdim, ha ha,  bun­dan nasıl da zevk alırdım. Ayrı­ca, çevremde mut­la­ka yan­lış anlaşılırdım, çünkü özü sözü bir, erdem­li ve dürüst bir erkek olur­dum, kesin­lik­le. O adam bir kız olsay­dı, emi­nim bana âşık olur­du, diy­or Friedrich.  Bense, sen de boş kafalı bir dişi olsan, hemen den­erdik diye cevap veriy­o­rum. Böyle bir dişi kesin­lik­le olmazdım, diy­or Friedrich. Böylece, baş­ka bir hay­at­ta her şeyin hay­al ettiğimiz gibi gelişme­si halinde, den­e­m­eye karar veriy­oruz.

Friedrich sanat aşkı yüzün­den arke­olo­ji eğiti­mi­ni yarı­da bırak­tı. Öyle herkesin kolay kolay sahip ola­may­a­cağı bir Bizans sikke­si var elinde. Geç Bizans döne­minden kalma diy­or sikke­si için, on dördüncü, on beşin­ci yüzyıl­dan kalma. Sikkenin bir köşesinde bir delik açmayı ve onu bir mada­ly­on şek­linde boynu­ma tak­mayı düşünüy­o­rum bazen ama bu düşünce­den hemen de vazgeçiy­o­rum, çünkü Bizans sikkeleri delin­mez.

Friedr­cih keman­la, özel­lik­le de bir Stradavari’yle Vivaldi’nin Dört Mevsimi‘ni bir ara­da öyle heye­can­lı buluy­or ki, ama ken­disi – ben­im için üzücü ama komşu­larım için bir şans – sak­sa­fon olmayan üflemeli baş­ka bir çal­gı­da karar kılmış. Friedrich ken­disinin iki yarım insan olduğunu söylüy­or. Bir yarısı Alman, öte­ki yarısıysa ata­larının geldiği ülk­eye ait. Bense her iki hal­im­le tam olduğu­mu, hem tam Alman hem de ata­larımın kök­lerinin dayandığı ülkenin tam insanı olduğu­mu söylüy­o­rum. Çünkü iti­raf etmelisin ki diye ekliy­o­rum, yarım olum­suz bir sözcük. Ama Friedrich bunu kab­ul etmiy­or. İnsan iki kere bir­d­en tam olmaz şek­linde iti­raz ediy­or, üste­lik matem­atik­sel olarak kanıt­lan­mış bir durum bu: İki yarım bir tam eder. Onu bilmem diy­o­rum ben, hem son­ra bil­im­den söz etmiy­oruz ki. Bil­im­den söz etsek bile, bunu matem­atik­le değil, psikanal­i­zle açık­lardık ve psikanal­iz, diye devam ediy­o­rum ki susuy­o­rum, çünkü cüm­lenin başını unutuy­o­rum.

Friedrich zeki bir insan. Pedago­jiyi özüm­semiş, sakin bir sesle konuşuy­or; onu sayısız kere bölmeme rağ­men ses tonu hiç değişmiy­or. Tam bir soh­bet adamı. Söyledik­ler­ine onay bek­le­mek için konuşan­ların ter­sine, insanı ilgiyle dinleyen, din­ledik­leri­ni hazme­den­ler­den. Böylece, göz­ler­im­ize uyku girene kadar iki yarım iki tam üzer­ine konuş­maya devam ediy­oruz. Erte­si sabah müzik setinde Schubert’in Kış Yol­cu­luğu çal­maya devam ediy­or, mum­larsa sön­müş oluy­or. İyi ki o yarım, ben tam hal­im­i­zle yan­madık, diye düşünüy­o­rum diş­ler­i­mi fırçalarken.

Hazırce­vap biri Friedrich ve çok iyi sahan­da yumur­ta pişiriy­or. Ben­im pişirdik­ler­im­in yanın­da onunkil­er öyle lezzetli ki, bel­ki de onunk­ine sahan­da yumur­ta adını koy­ma­mak gerek, yok­sa ben­im pişirdiğime né diye­cek­tik?

Ben sigara içerken o zaman zaman sigar­il­lo­su­nun tadını çıkarıy­or.  Ben onun sigar­il­lo­larını tadark­en o çok­tan nargilesinin başı­na geçmiş, göz­leri şehlalaşmış, ev ise ade­ta bir bira­han­eye dönüşmüştür. Kır­mızı şarap ve buğ­day birası onu es geçer. Ama beyaz şarap, neden bilmem, beni çarpıy­or diy­or Friedrich masada­ki zey­tine uzanırken. Fakat çarpıl­mak sarhoş olmak anlamı­na gelmez ki, diye ekliy­or ve iti­raz ederce­sine başını sal­lıy­or.  Eğer bir gün öncesi­ni hatır­lamıy­or ve yatağı­na nasıl geldiği­ni bilmiy­or­san içki çarp­mıştır seni.

Bu ben­im başı­ma hiç gelme­di diye düşünürken göz­ler­im­in par­ladığını biliy­o­rum. Çünkü onun daha detaylı anlata­bile­ceği hikâyeleri olduğunu ama bir kez daha ken­disi­ni çarpan içki yüzün­den bun­ları anlat­madığını kavrıy­o­rum.

Hold­e­ki duvar­da siyah ita­lik bir yazıy­la yazılmış şöyle bir ifade var:  “Cor­rup­tio opti­mi pes­si­ma.” Lat­ince bir söz bu ve “en iyinin soy­su­zlaş­ması en kötüsüdür” anlamı­na geliy­or. Burada­ki en kötü şey zat­en var olan en kötünün daha da kötüsü mü? diye soruy­o­rum ve Friedrich bana öyle bir bakış fır­latıy­or ki, san­ki soruyu soran o.

Friedrich hep SPD’yi seçiy­or ve her defasın­da siyase­tle işi­ni bitiriy­or. Yet­ti artık, bun­dan son­ra SPD’yi asla seçmem, diy­or. Hemen (aşırı sağcı) NPD’ye gide­lim istersen, diy­o­rum ama o sakin­leşmiy­or. Ta ki bana bir mil­letvek­ilin­in makalesi­ni gösterene kadar, çünkü bu kez de ben köpürüy­o­rum. Friedrich böylece kendil­iğin­den sakin­leşiy­or.

Friedrich’in odasın­da Kheiron’un bir res­mi asılı. Üç daki­ka resmin önünde dik­iliy­o­rum ve o anlat­maya başlıy­or:  Khe­iron bir Yunan mitolo­jisi kahra­manı, ismi de Yunan­ca. Lat­incede ona Chi­ron denebilir. Tan­rıların dostluğunu kazan­mış bir bil­gin. Ayrı­ca Kro­nos ile Philyra’nın oğlu, Zeus’un üvey kardeşi. Kentaur’lar arasın­da en adil olanı. Bir Ken­taur – Zen­taur da denir – at insandır diye açık­lıy­or ardın­dan Friedrich, Zeus’un da üvey kardeşi.
Zeus’un üvey kardeşi… Üvey kardeş, yani yarım kardeş, Zeus, diye tekrar­lıy­o­rum içimde. Sonuç­ta Khe­iron üst gövde­si erkek ve alt tarafı at olan bir at-insan. Ken­disi­ni iki kere yarım olarak gören birinin otur­ma odasın­da böyle­si res­im­ler bulun­dur­ması­na şaşır­ma­malı. Ben evime emi­nim tam bir at ve tam bir insan res­mi asardım ve bu res­im­ler olması gerek­tiği gibi güzelce bir­bir­ler­ine uzak dururlardı.
Friedrich’ten hoşlanıy­o­rum. Nor­mal insan­ların çok­tan uykuya daldığı saat­te tele­fon­laş­maya başlıy­or ve şafak sökümüne kadar Shakspeare’in çevir­i­leri üzer­ine konuşuy­oruz. Han­gi tür müz­iği sevdiği­mi biliy­or. Tah­min­lerde bulunuy­or ve son­ra sev­inçle haykırıy­or: Biliy­or­dum işte! Evet, Gus­tav Mahler’in 5. Senfonisi’ndeki Adagietto’yu da bil­di. Üste­lik Friedrich’in ben­im gibi Almanca’da artikel sorun­ları var. Bence, ondan hoşlan­mam için bu bile yeter­li bir neden.

Friedrich’in anne babası Türkiye’den geliy­or. İkisi de saf kan Türk olduğu için ona Friedrich’e ben­z­er bir tınısı dahi olmayan bir isim koy­muşlar. Onu Friedrich olarak çağıran tek kişi ben­im. Çünkü tanıştığımız gün ikimizin de elinde adı Friedrich Nietsche olan bir filo­zo­fun bir kitabı vardı.
Friedrich’i Friedrich olarak çağır­mam hoşu­na gidiy­or, Kevin, Casimir veya Louis demenden daha iyi diy­or ve devam ediy­or: Alman­lar da artık eskisi gibi öyle iki tane tam değiller ki.

Alman­ca aslın­dan çeviren: Menekşe Toprak

Safiye Can Offenbach’ta doğ­du. Frank­furt Goethe Üniversitesi’nde felsefe, psiko-anal­i­tik ve hukuk bil­im­leri okudu. Mas­ter eğiti­min­den son­ra Alman dili ve ede­biy­atı ile sanat tar­i­hi bölüm­leri­ni bitir­di. Horst Bin­gel Vakfı’na bağlı ede­biy­at derneğinde çalıştı. Çeşitli yazı şiir atö­lyeleri­ni yönet­ti ve ulus­lararası af örgütü Inter­na­tion­al Amnesty’de gönül­lü görev aldı. Bir süre lisel­erde Alman­ca öğret­men­liği yap­tık­tan son­ra, uzun yıl­lar Burghof­bühne tiy­a­tro­sun­da reji asis­tanı olarak çalıştı.
Ede­biy­at­ta şiire ağır­lık veren Can’ın şiir ve düzyazıları hem görsel hem de somut özel­lik­ler taşıy­or.

Safiye Can çok sayı­da ödülün sahibi ve bağım­sız yazar ve çevir­men olarak Frankfurt’ta yaşıy­or.